![]()
![]()
Bu başlık, Milliyet Gazetesi yazarı Sn. Hasan Pulur’a ait. Sayın Pulur bu yazısında Batı’nın gerçek yüzünü bir İngiliz gazetesinden alıntı yaparak sergiliyor…
Müsaade ederseniz, Batı’nın bugünkü durumuna girmeden önce, geçmiş hallerine kısaca değinmek istiyorum.Kazanlı Abdürreşid İbrahim (Ö.T.1944 Tokyo), Avrupalı’yı bilhassa İngilizleri şöyle tanımlar:
İngilizler,
mağrur ve kibirlidir. Onlar, kendi şahıslarını ve vatanlarını ne kadar
saygıya lâyık görürse, diğer insanları ve memleketleri de, o derece
aşağı görürler.
İngilizlere göre insanlar üç kısma ayrılır: Birincisi, İngilizler olup, Allah’ın bir ihsan olarak yarattığı en mükemmel insanların, kendileri olduğunu söylerler. İkincisi, beyaz renkli Avrupalı ve Amerikalılardır. Bunların da, saygıya lâyık olabileceklerini kabul ederler. Üçüncü kısım ise, birinci ve ikinci kısmın haricinde kalan insanlardır. Bunlar, insan ile hayvan arasında bir yaratık türüdür.
Bunlar, saygıya lâyık olmadıkları gibi, hürriyyet, bağımsızlık ve vatan bunlar için değildir.
Bunlar, bilhassa İngilizler tarafından idare edilmek için
yaratılmışlardır. İngilizler, bu gözle baktıkları sömürgelerindeki
yerli halk ile birlikte yaşamazlar.
20. asrın başlarında Hindistan’a yapmış olduğu seyahati ile meşhur, Fransız yazar Marcelle Perneau “Hindistan seyahatı notları” nda diyor ki:
“Avrupa’da şöhret
bulmuş, hatta bazı üniversitelerce kendisine profesörlük unvanı
verilmiş olan Hindli bir ilim adamına, Hindistandaki bir İngiliz
kulübünde buluşmak üzere söz vermiştim. Hindli gelmiş, fakat
İngilizler, şöhretini bile hiçe sayarak onu içeri bırakmamışlar. Bundan
haberdar olunca, ısrarım üzerine Hindli ile kulüpte görüşebildim.”
İngilizler, kendilerinden olmayanlara hayvanlara bile lâyık olmayan muameleler yapmışlar hep. Bunun tarihte örnekleri çoktur.En büyük sömürgeleri olup, senelerce vahşice zulüm ettikleri Hindistânın Amritsar şehrinde 1919 yılında, bir gün âyin sebebi ile toplanan hindûlar, bisikleti ile gezen bir İngiliz kadın misyonerine saygı göstermezler.
Misyoner, İngiliz
general Dyere şikâyetde bulunur. General derhal askerlerine emir
vererek, âyinle meşgûl halkın üzerine ateş açtırır ve on dakikada yediyüz kişi ölür.
Binden ziyade kişi de yaralanarak yerlere serilir. General bununla da
iktifâ etmeyerek, halkı üç gün elleri ve ayakları üzerinde hayvan gibi
yürütür. Sonra da bunu şöyle izah eder:
“Hindlilerden bir kısmı tanrıları karşısında yüz üstü sürünüyorlar.
Bunlara, bir İngiliz kadının bir Hindû tanrısı kadar mukaddes olduğunu
ve onun karşısında da hakâret değil, sürünmeleri icap ettiğini anlatmak
istedim”
Diyeceksiniz ki,
aradan bu kadar sene geçmiş. Geçmişteki bu yanlış düşünceler şimdi
kalmadı. İnsan haklarına saygı gösteriyorlar artık…Şimdi bakalım
değişmişler mi değişmemişler mi?
Bu sorunun cevabını Sn. Hasan Pulur Milliyet gazetesindeki “Akıl almaz cinayet” isimli yazısında veriyor:
“Güvenilir bir gazete olan Sunday Times’den,
aldığımız bilgiye göre, birkaç yıl önce bazı Batılı ilâç ve kimyasal
madde üretim şirketleri ellerindeki eski ve zararlı maddelerden
kurtulmak için yeni bir yöntem kullandılar. Bunları insanî yardım adı altında Bosna’ya gönderdiler.
Tüyleriniz ürperdi değil mi? İngiliz gazetesindeki haberin ayrıntılarını okuyun da Batı’nın “İnsan Hakları”na nasıl saygı duyduklarını görün:
İngiltere menşeli
zayıflama tabletleri, Amerikan kaynaklı yüzlerce litre gargara
yapımında kullanılan ağız yıkama sıvısı, Norveç tarafından cüzzam
hastalığına karşı üretilmiş haplar ve eski Doğu Almanya menşeli,
üzerinde kafatası ve çapraz kemikler işareti bulunan, ayrıca
üzerlerinde “hediye” yazan yüzlerce ton ağırlığında işe yaramayan ilâç, tıbbî malzeme ve kalıplar şeklindeki zehirli atıklar, savaş esnasında insânî yardım adı altında Bosna’ya gönderildi.
Maddelerin bir kısmı şirketçe, diğer bir kısmı da Batı Avrupa’daki
yardımsever gruplar tarafından gönderildi. Küçük yardım grupları
Avrupa’dan son 50 yılın en kötü savaş kurbanları için hiçbir şey
yapmamaktansa, doktorlara numune olarak gönderilen işe yaramayan veya
kullanım süresi bitmiş olan ilâçları toplayarak savaş kurbanlarına bir
şeyler göndermenin daha iyi olacağını düşündüler.
Bazı kişiler, Batı’nın vicdansız ilâç üreticilerinin, Bosna’daki savaşı
kendi çıkarları uğruna kullanarak ellerindeki ilâç stoklarını buraya
göndermek suretiyle erittiklerini düşünmektedirler.
Komik hibelere örnek olarak, kullanım süreleri çoktan sona ermiş olan
doğum kontrol hapları ve Norveç tarafından üzerinde ağrı kesici
Paracetamol yazısı yazılmış, gerçekte cüzzama karşı kullanılan haplar,
Bosna’ya gönderilen yardımların gülünç olanlarından sadece bazıları.”
Şimdi siz karar verin! Batı değişmiş mi değişmemiş mi?!..